Boğaziçi Sorunsalı (II): Eylemler

Bir önceki yazımızda sorunun kökenini incelemeye çalışmıştık. Sorunun kökenini anladığımıza inanarak şimdi bu soruna verilen tepkiyi incelemek istiyorum.

Tepkiler atamanın hemen akabinde zaten ortaya çıkmıştı. Atamadan yalnızca iki gün sonra 4 Ocak 2021 günü organize bir eylemle bu atamaya öğrenciler tarafından karşı çıkıldı. Bu bakımdan Boğaziçili öğrenciler takdiri hak edecek bir birlik içindeydiler. Aynı gün bazı öğrenciler eylem nedeniyle tutuklandı. Ertesi gün rektörlüğün devir teslimi sırasında akademisyenler de Rektörlük binasına arkalarını dönerek bir eylem gerçekleştirdiler. Kadıköy'e kadar taşınan öğrenci eylemleri bugün Boğaziçi dışından da destek alarak daha büyük bir eyleme dönüştü. Olayların ilk kıvılcımları bunlardı.

Eylemlerin bir olaya dönüşmesinin ilk fitiliyse Kabe fotoğrafı skandalıyla ateşlendi. Üzerinde LGBTi+ bayrağı da bulunan ilginç bir Kabe fotoğrafının yere serilmesiyle ilgili başlatılan soruşturma yeni tutuklamaların da önünü açtı. Aramalarda PKK terör örgütüne ilişkin döküman bulunduğu bilgisi de kamuya aktarıldı. 1 Şubat 2021 günü bu tutuklamaları protesto eden eylemde polis müdahalesinin dozu arttı. 159 kişi bu eylem sebebiyle tutuklandı.

Eylemler bir aydır desteğini arttırarak devam etmekte. Bu süreç içinde Melih Bulu ve öğrenciler arasında bir temas gerçekleşmesine rağmen öğrenciler Melih Bulu'yu dinlemek dahi istemiyorlar. Bu durumda eylem yapan öğrencilerin Melih Bulu'ya kapısı kapalı. Melih Bulu da bu sebeple eylem yapan öğrencilerle bir daha temasa geçmeyi düşünmüyor. Melih Bulu'nun akademisyenlerle ilişkisi de henüz iç açıcı bir seviyede sayılmaz. Ancak bu bir sonraki yazımızın konusu olduğundan bu konuyu es geçiyorum.

Tüm bunları anlattıktan sonra benim eylemlerle ilgili genel kanaatime gelirsek ben eylemlerin kısa sürmesi gerektiği kanaatindeyim. Çünkü uzayan eylemlerin kapsamı genişler. Kapsamı genişleyen eylemler de kontrolden çıkma eğilimindedir. Yakın tarihten Gezi Parkı olayları bu durumun bir örneğidir. Boğaziçi eylemleri de Kabe fotoğrafı skandalı sonrası bence bu yolda ilerlemektedir. Eylemler özünde devletlere ve devletin yönetim gücünü elinde tutan hükümetlere karşı doğrudan bir yaptırıcı veya engelleyici güç niteliği taşımazlar. Eylemlerin amacının bu noktada hukuki sınırı devletlerin ve devletin yönetim gücünü elinde tutan hükümetlerin kararlarından duyulan rahatsızlığı açığa vurmak olmalıdır. Bu rahatsızlığı gören hükümetler kararlarından vazgeçme veya kararlarının arkasında durma özgürlüğüne sahiptirler. Ancak amacını aşıp devlete ve hükümete bir şeyi zorla yaptırmaya veya yaptırmamaya çalışmak şeklen eylem gibi gözükse de eylem muhtevası taşımaz. Bu olsa olsa bir anarşi hareketi olur. Demokrasilerde hükümetlere tepki sandıklarda verilir. Aksi halde bu demokrasiyi ve hatta devleti tanımamak olacaktır. 

Bu sebeple bana göre Boğaziçi eylemleri artık sonlandırılmalıdır. Özellikle pandeminin yaşandığı böyle kırılgan bir dönemde eylemlerin bir anarşi hareketine dönüşmesi en çok demokratik değerler üzerine kurulmuş devletimize zarar verir. Bu da sanıyorum ki cumhuriyetin ve demokrasinin ilkelerine bağlı hiçbir yurttaşımızın isteyeceği türden bir durum olmaz. Benim naçizane görüşüm bu yöndedir.

Bir sonraki yazımızda hükümetin eylemlere ve Melih Bulu'nun görevine tam anlamıyla başlayamamasına verdiği karşı tepkiyi incelemeyi düşünüyorum. Bir daha görüşene dek tüm okuyucularıma esenlikler dilerim.

Yorumlar

  1. Muito interresante seus relatos sobre os problemas na Universidade de Boğaziçi, sou do Brasil e aqui aconteceu algo parecido um tempo atrás com os reitores das universidades federais sendo escolhidos pelo presidente da República sem pertencer a lista tríplice (uma tradição dos ex-presidentes, de escolher para a reitoria de uma universidade somente um dos 3 candidatos mais votados da instituição) apesar da prerrogativa de nomeação ser do presidente havia essa regra não escrita por aqui, sem contar outro caso recente da nomeação de um ministro da educação com diversas incoerências em seu currículo, como Doutorado e pós falsos, achei seu blog por acaso, e creio que irei acompanhar o resto da história.

    YanıtlaSil
  2. Muito interresante seus relatos sobre os problemas na Universidade de Boğaziçi, sou do Brasil e aqui aconteceu algo parecido um tempo atrás com os reitores das universidades federais sendo escolhidos pelo presidente da República sem pertencer a lista tríplice (uma tradição dos ex-presidentes, de escolher para a reitoria de uma universidade somente um dos 3 candidatos mais votados da instituição) apesar da prerrogativa de nomeação ser do presidente havia essa regra não escrita por aqui, sem contar outro caso recente da nomeação de um ministro da educação com diversas incoerências em seu currículo, como Doutorado e pós falsos, achei seu blog por acaso, e creio que irei acompanhar o resto da história.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder